cemaatler üzerine

engellendiğini iddia eden ama diğer taraftan da çarşaf çarşaf konferans ilanları veren Furkan Vakfı cemaatinin bir müntesibi şöyle bir soru yöneltip fikrimi almak istedi.  Biz, İslam’dan başka bir derdi olmayan bir cemaat olarak yıllardır konferans yapıyoruz. Şu an konferanslarımız engelleniyor. Paralelci de değiliz. Silahlı bir örgütte değiliz.  Tertemiz bir cemaatiz. Bunu onlarda biliyor. Mesele oy ise zaten cemaatin partisi olmaz…”şeklinde devam eden ince ince satırları döktürdü kendince…
Konferansların yasaklanıp yasaklanmadığını, yasaklandı ise gerekçelerini bilmediğimi belirttikten sonra kendisine vereceğim olumlu veya olumsuz herhangi bir cevaba rıza gösterip tabi olup olmayacağını sordum.“Yani sen gerçeği mi arıyorsun yoksa cemaatinin iyi olduğuna dair daha farklı bir ses mi duymak istiyorsun?” şeklinde vereceğim her tür cevaba hazır olup olmadığını sordum.
Konuyla alakası olmadığını belirtip ısrarla, “Soruma cevap verin!” diyordu. Kendisine cevap vermem için sorusundaki “tek dertlerinin İslam, tertemiz bir cemaat” sözlerini ne ile saptadığını sordum? Bu meyanda,
1-“Hocanızdan başka hocayı hiç dinler misiniz?”
2-“Hangi kitaplar size tavsiye ediliyor?”
3-“Hangi kitapları okudun?”
4-“Kur’an’ı bir kez mealen aktardın mı ve bu güne kadar siret kitaplarından peygamberimizin hayatını okudun mu?”ve
5-“Kur’an geldiği dönemde Müşrik, Hıristiyan, Yahudi, Ateşperest, Bedevi… gibi farklı kalpleri birleştirirken, bu cemaatler hem de Kur’an okuyan ve kendileri de Kur’an’a sözde hizmet ettiklerini söylerken neden bir olan kalpleri ayrıştırırlar? Hiç düşündün mü?”dedim.
“Konuyla ne alakası var” deyip soruma net cevaplar veremedikten sonra ilgili cemaat müntesibinin,cemaatlerin asıl fonksiyonunu açıklayan şu cümleleri ilginçti. “Cemaatler insanları bölmez ki… Cemaatler bin kafayı yüz kafaya indirirler”
Aklınca cemaatlerin dikkati ve hobileri dağınık insanların dünyevi hasletlerden insanı arındırdığını söylemek istiyordu lakin bu icraatın yanında bin bir çeşit sorgulama mantığını da devre dışı bırakıp tek bir düşünceyi empoze ederek düşüncesizleştirdiklerinigörmek istemiyordu.
Tabi sohbet uzadı gitti. Cemaatin lehinde ve aleyhinde bir şey dedim mi?
Hayır.
Sıra gelmedi cemaate. Zaten gelmesi de imkansızdı. Önemli olan müntesibe kendi gezindiği sarayın, bataklık olduğunu hissettirebilmekti. Yoksa havanda su döğmekten farksızdı bir müntesibe kendi cemaatini eleştirmek.
Sorularıma ısrarla yanıt istedim ama ısrarlarım boş kaldı. Müntesip, “cemaatler neden insanları ayırsın”derken kendisi hiçbir cemaate gitmemişti. Kur’an’ı mealen aktarmamış, tahminen elliyi geçmeyen hadis bilgisine sahipti. Herhangi bir kitabı da okumuş değildi. Civarında kitap okuyanlarda cemaatin liderleri ve onların liderlerinin eserlerinden ibaret bir okuma şeklindeydi.
Yani müntesip hasbelkadar gerçeği ararken karşısına bu cemaat çıkmış ve orda karar kılmıştı. Bu cemaate karar kılarken kendinde bir ilim yoktu. Bu cemaate girdikten sonra da sahip olduğu ilim cemaatle sınırlı idi.
Sorunda işte burada!
Dünya ve ahiretini şekillendiren, ailesinden iş hayatına kadar hayatının her safhasına damgasını vuran kurallar bütünü bir dini öğrenirken Müslüman birey bir yerlere yamanıyor ama ne acıdır ki o yamandığı yeri ölçecek her hangi bir kritere sahip değil…
İslam’da “teklik” Allah’a aitken, “uluhiyet” şu an cemaatlerce parsellenmiş durumdaama bunu gören müntesip maalesef yok. Allah’ı başka Allah gösterme şansı olmadan anlatmanız gerekir.
Şu an bir cemaat müntesibine cemaatini anlatamıyorsunuz. Çünkü bulunduğu girdaptan çıkarıp kuş bakışı bulunduğu yere baktırma imkanından mahrumsunuz. Hayra vesile olayım derken asıl fitnenin kendileri olduğunu, dini parçaladıklarını, Müslümanları zaafa uğrattıklarını kabullenmek istemiyorlar.
Bu halleriyle ehli küfrün manipülasyonlarına -paralel cemaatte olduğu gibi- açık olduklarını bir türlü anlamak istemiyorlar. Tüm elemelere, denemelere ve mücadeleye rağmen her şeyiyle halkın gözü önündedört yıllığına başbakanlığı bir ülkeye çok görürken bir cemaat liderinin hangi kriterle göre ölene kadar bulunduğu yerde kalmasını bir an için eleştirmiyor.Eleştirdiği iktidarların belki de alimlerin hayatları apaçık ortada ve danışmanları ile istişare şekli aleni iken ve her an değişime tabi iken kendi liderinin kimi hangi kriterle danışman seçtiğini, hangi şartlarda istişare ettiklerini, danışmanları müntesiplerin ne kadar tanıdığını, ulaşamadığı ve kendisine de tamamen kapalı olan o cemaat liderinin arka planını hiç irdelemiyor.
Belki sorgulasa peşinde gittiği alimin cahil, mürşidin müptezel, liderin bir hilekar, hoca sandığının bir papaz olduğunu anlayacak. Tarih, sonradan misyoner olduğu anlaşılan din adamları, Kur’an okumayı dahi bilmediği ortaya çıkan cemaat lideri Ali Kalkancılargibi kayıtlarla dolu. Ama nerde onu sorgulayacak müntesip... Mevlana ne güzel özetlemiş bu hali: Hevaya tabi olarak Kur’an’ı tevil ediyorsun. Senin tevilin ile Kur’an’ın yüce manası alçalıyor. İnsanın âlemi görüşüne göredir. Gözü ne kadarsa denizi de o kadardır. İnsan ilmi kadar görür.”

Alıntı